24 Temmuz 2013 Çarşamba

Think You’re a Contra.


Bu çocuklara karşı içimde yükselip duran sevgi şelalelerini ne yapacağız hiç fikrim yok.
Tamam müzisyenlere çok kolaylıkla sevgi besleyebiliyorum da, bir de New Yorklularsa işler iyice sarpa sarıyor. Önceleri sadece mutlu müzik yaptıklarını sanıyordum aslında, zira neredeyse tüm şarkılar vokalin sempatik çığlıklarından oluşuyor. Hatta Cape Cod Kwassa Kwassa veya White Sky’ı dinlerken sokakta seke seke yürüdüğüm zamanlar hiç de az değil. Sonraları ise mutlu zamanlar geçiveriyor, ne demişler "happy people listen to the music, sad people listen to the lyrics". 
Ve ben duymaya başlıyorum ki:
Years go by and hearts start to harden. Those palms and firs that grew in your garden are falling down and hearing the rose bed. Those lips and teeth that asked how my day went are shouting up through cracks in the pavement. Here comes a feeling you thought you'd forgotten....
Şair burada unutup unutup durduğumuz çarpıcı sonu betimliyor, çarpıyor.
Oh you had it, but oh you lost it!

O zamana kadar yüzlerini hiç görmeden, merak etmeden dinlemişim çocukları. Gün gelip dönem projem için müzik sponsorlukları araştırması yaptığımda karşıma çıkan abiler ise aynen şöyle güzeller:


Yeni albümden önceki ilk “New York” konserini ve tanıtımları American Express üstleniyor. Dahası öğreniyoruz ki muhtemelen genç hedef kitledeki bilinirliğini arttırmak, sempatiyi abartmak için Unstaged livestream projesiyle AmEx bu yöntemi hep kullanıyor. Jack White, Arcade Fire, National'la da kurmuş aynı ilişkiyi, Usher ve Alicia Keys'le de. Her tarza ayak uyduruyor marka. Hatta müzisyenlere dokunduğu yetmezmiş gibi tanınmış yönetmenleri de katmış kültürüne, David Lynch miydi o??
Sponsorluk yatırımları bu sempatiyi bir anda kara dönüştürmek anlamına gelmiyor elbette, hatta çoğu zaman satın almaya da dönüşmüyor. Ama halkla ilişki kurmuş oluyorsunuz, zihinlerdeki algılarla oynuyorsunuz, bazen imajı yumuşatıyorsunuz bazen sağlamlaştırıyorsunuz, reklamlarınızda başka kitlelere seslenirken sponsorlukla yeni kitleleri bulabiliyorsunuz.
Tabi bu arada müziği de metalaştırmış oluyorsunuz (siz hiç istemezdiniz ama onlar yaptılar bile).
Müzik sektörü büyük paralar dönen bir piyasaya dönüştüğü için artık, pek çok müzisyeni sponsorsuz etkinliklerde dinleyebilme şansınız oldukça düşük. Haliyle bu simbiyotik ilişkiyi istemeden kabul etmek durumunda kalıyorsunuz, bazı şeyleri yine bilinçaltınıza itekleyerek (çok doldu orası da, bir ara temizlenmeli!). Ama bu ticarileşmeye direnenler de var tabi. Mesela Radiohead, zira sponsorluk anlaşmalarını kabul etmedikleri için kendilerini bir türlü İstanbul’da görebilmiş değiliz.

Konu müzik olunca kafam uçuyor biraz, devreler karıştı yine, Vampire Weekend diyorduk aslında… 
Aslında söyleyecek çok sözüm de kalmamış evet, bazen sadece dinleseniz yetiyor.
What on you about??
I feel it in my bonds.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder